Türk Kahvesi nereden geliyor?

Türk Kahvesi nereden geliyor?

Türkkahvesi

Kahve’nin hikayesi Yemen’de başlıyor. Bir çoban her gün olduğu gibi yine keçilerini takmış peşine gütmeye götürüyor. Belli bir yerde hayvanlar yayılıyor. Ancak bir tanesi her defasında gözden kaybolup bir yerlere savuşuyor. Çoban merak içinde kaybolan keçiyi ararken bir yerlerden çıkıp geliveriyor. Tabii çobanı bir meraktır alıyor. Bu keçi diğerleri gibi otlamak yerine neden sürüden ayrılıyor ?

Bir gün keçiyi takip etmeye karar veriyor. Takip ediyor da, sürüden ayrılan keçi gözden uzak bir vadiye dalıyor be oradaki bir çalının üzerindeki top top meyveleri yemeye koyuluyor. Şaşırıyor çoban bu durum karşısında. Pek de dikkatini çekmeyen, ne olduğunu bilmediği bu çalının yanına geliyor,meyvelerini inceliyor hatta ağzına atıp tadına bakıyor. Ağzına almasıyla tükürmesi bir oluyor tabii ki. Acı mı acı tuhaf bir şey. Bunlardan birazını toplayıp yanında götürüyor. Keçinin bu kadar müptelası olduğu bu çalı meyvesini araştırmayı aklına koyuyor.

İşte böyle başlıyor kahvenin macerası Yemen’de. Yemenliler yıllarca bu meyveyi çözmeye çalışıyorlar. Sonunda kurutmayı akıl ediyorlar. Kahve meyvesi iyice olgunlaştığında kurutuluyor. Dış kabuğu aslında bizim için bir şey ifade etmiyor. Çünkü aslolan kahvenin çekirdeği o harika aroma, insanı baştan çıkaran kafein orada. Ama Yemenliler o son derece kıymetli çekirdeğe bakmıyorlar bile. Kabuğuna takılıp kalıyorlar. Kabuğu kaynatıp içiyorlar. Aynen çay gibi. Yüzlerce yıl geçti ve bu adetlerini hala bırakmış değiller. Dünyaya çekirdeklerini satıp kabuğunu içiyorlar. Bu çaya benzeyen içeceğe de kışır diyorlar.

O günlerde Yemen, Osmanlı ülkesi. Kısa sürede kahve meşhur oluyor kabuğu ile değil. Osmanlı yönetiminde insanlar bu çekirdeği inceleyerek, nihayetinde kavurmayı ardından da öğütülmüş kahve çekirdeği tozuyla kahve pişirilmeye başlanacaktır. Çekirdeğin kavrulması, çekilmesi, pişirilmesi, ve bu sırada ortaya çıkan mükemmel koku,tat, kıvam insanın aklını başından almaktadır. Osmanlı döneminde, Osmanlı insanının icadı olması dolayısıyla tüm dünyaya Türk Kahvesi olarak yayılacaktır. İşte günümüz kahvehaneleri, kafeleri ile ilgili nice ortamın temeli o günlerde bir keçinin tiryakiliği ve Osmanlı insanının maharetiyle atılır.

Osmanlı’nın Avrupa seferleri ve yabancı tüccarların Osmanlı insanıyla temasıyla kahve Batı’da yaygınlaşır. Özellikle ikinci Viyana bozgununda Avrupalılar Osmanlı ağırlıklarının çoğunu ele geçirirler. Bu ganimetlerin arasında çuvallar dolusu siyah toz bulunur. Barut mu, derler, bakarlar değil. Bir asker bunun deve yemi olabileceğini iddia eder. Neredeyse yüzlerce çuval kahveyi heder edeceklerdir. Derken aralarından biri akıl eder ve bunun ne olduğunu ve çok uygun bir fiyata hepsini satın alır. Kolschitzky adındaki bu Avusturyalı bugün birinci Viyana denen yerde, St. Stephen Katedrali’nin arkasında küçük bir dükkan açarak Osmanlı’da gördüğü kahvehanenin bir benzerini ilk kez Avrupa’da açar. Kısa sürede hem Viyanalılar hem de tüm Avrupa kahveyi tanıyacak ve Türk Kahvesi dünyaca meşhur olacaktır.

Türk kahvesinin yanında su vermek de yine Osmanlı zamanında alışıla gelmiş bir durumdur. Ev sahipleri gelen misafirlere kahve yapar yanında su götürürdü eğer konuk kahveyi içmeden suyu içerse aç olduğu zannedilir ve sofra hazırlanırdı.

Kaynak:
22° Coffee

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Open chat